28 Temmuz 2011 Perşembe

Ne Yapıyorsun?Anlat...Güzel mi Oralar?...






8 Temmuz'da ilk defa bu ülke sınırlarından çıktım.Yüzüklerin Efendisi Yüzük Kardeşliğinde hatırlayan var mıdır bilmem, Frodo ve Sam yüzüğü teslim etmek için yola çıkıyorlar,bunların küçükcük masumcuk hobbitcik kasabaları zaten el kadar yer,ama onun bile bi sınırı var nihayetinde,bizimkiler uzaktaki bir tarlanın çitle çevrilmiş sınırına geliyor, Sam dönüp Frodo'ya diyor ki; burası diyor,bu çitin sınırı...benim şimdiye kadar gittiğim en uzak yerdi, bundan öteye hiç gitmedim diyor şimdiye kadar ve ekliyor..."korkuyorum"... sonra Frodo'yla birbirlerine bakıyor ve birlikte bir adım atıyorlar o bilmedikleri,uzaktan da uzak olan yerlere...

Bende bu tarz bişey hiç olmadı,gayet uçağıma atladım Stockholm'de indim,hani duygusal bişeyden bahsediceğimi falan mı zannettiniz hahaha:))





Sonra başladık valiz hazırlığına,beni az çok tanıyan herkes bilir valiz hazırlamaya karşı ne denli "nahoş" duygular beslediğimi!Ben olasılık olayını sevmiyorum,kombinasyon permütasyon falan pek bi daraltır beni,sonra satranç...Çok düşündüğü zaman çok hamle çıkar karşına satrançta, her defasında bu kadar hamlenin peşine düşmek de adı oyun,amaç da eğlenmek olduğunda bendeki gibi bir bünyede kısa yoldan kelebek etkisi yarattığından yok diyorum, buyurun satrancınız ve piyonlarınız,kaleleriniz ve hatta veziriniz toptan sizin olsun,ben tavla pullarımla tam kendime göreyim:)Hayat zaten yeterince büyük bir "probability" dersi kıvamında,(üniversitedeyken,"Allah!Biz şimdi nasıl geçicez bundan diye düşündüğüm tek ders probability idi,en sevdiğim ders tabii ki Calculus, bir de  Electromagnetic Wave Theory vardı, çok havalı telaffuz ediyordu hocamız ihi:) oyun oynamaksa keyif vermedikten sonra çekilecek aktivite değil der, ziyadesiyle iadesini yaparım...

Ya ben nerden geldim buraya? Bak şimdi,havanın nasıl olacağı belli değil,gitmediğin memleket falan ya hani bir de,işte bunun gibi sebepler evden uzakda olmanın geri dönülmezliğiyle birleşince... ben niye seveyim ki valiz hazırlamayı öyle değil mi;)                




Ve İsveç'e indik,havaalanında çok hoş birşey yapmışlar,şehre indiğin gibi ülkenin en ünlü simaları işte ödüllü tenisçisi, sanatçıları, nobelli yazarlarının resimleri karşılıyor sizi,böyle kocaman kocaman,sırayla, ve altlarında "Ülkeme Hoşgeldin" yazıyor.Çok sevimli bir ayrıntı öyle değil mi?Hani gönlüm hemen istedi ki biz de Atatürk Havaalanına yapalım bundan birtane,böyle bir artiz görmektir,böyle bir hoş karşılanmadır falan kitlelerin buna ihtiyacı var neticesinde;)Sonra başladık Stockholm ne yana düşer usta diye taxi bakınmaya...




Çizgi film gibi bir şehir hayal edin...Binalar rengarek,herşey nizamlı intizamlı,kimin ne yapacağı belli,hani Simcity oyanayanlar bilir böyle yapma şehirler vardır ya,içinde gene bi hayat vardır da,bilgisayarı kapatınca anlarsın o hayatın da orda bittiğini ve ancak insani bir kudretle kumanda edildiğini:)Gerçi ben Simcity oynamaya öyle bir kaptırmıştım ki evden dışarı çıktığımda sokakta yürürken herşeyi Simcity'ye benzetiyordum,okul çıkışları,parkta oynayan çocukların sesleri,bir itfaiye arabasının sireni fln,aaa diyordum aynı Simscikler gibi bunlaaar,hem ben de bir Sims'im herhalde bak bi konuşayım: Komansa nana:))Ya ben buraya gene nerden geldim,off:))



İşte Stockholm da biraz Simcity, biraz çizgi film karışımı böyle bi değişik bir şehir.Stockholm'un güzelliği tamamdır,on numara,ama ruhsuz be gülüm,hani ne istiyorsun kapkaçın,tartaklanmanın ihtimal dahilinde olduğu, kadının özgüvensiz, yaşayanların insani haklarından bihaber olduğu güvenden uzak bir şehirde mi yaşamak istiyorsun sorusuna cevabım aslında gene de "yok,yok öyle de değil" ; ama elinde İstanbul gibi full bir örnek olduktan sonra kıstasların öyle ağır basıyor,kıyasın da öyle donanımlı ki,hani muadili yok anlıyor musun,benim kilit noktam buydu...Yoksa Stockholm bir dolu dünya insanı için bir hayat sürmek için de,gezmek eğlenmek için de hayal şehir,rüya şehir,bitti;)




Sonra heryerde bisikletli insanların olduğu bir şehir hayal edin.Bir şehirde bisikletle heryere gidemezsin  normal şartlar altında, yolun genişliği, trafiğin seyri, şehrin yapısı vs. vs. sebepler izin vermez sizin bunu yapmanıza,lakin Stockholm böyle bir şehir işte...Bir bakıyorsunuz sabah sporu için kulağında kulaklıklarıyla koşanlar,bir tarafta kanalda kanolarıyla kürek çekenler,bir tarafta yüzenler ve güneşlenler fln...Tüm imkanlar insanların daha kaliteli bir hayat sürmesi için hazırolda bekliyor,buralarda yaşayanlar da gereğini ivedilikle yapıyor gibi birşey;)





Millet gider gezdiği gördüğü yerleri anlatır,pretty buradan nutuk çekme kıvamında olmasın durumum ama bendeki algı bu tür şeylerde seçicilik yapıyor,yapacak birşey yok.Ne mesela?İnsanların birbirlerine olan saygıları...Yaşama alanları keskin sınırlarla çizilmiş tatmin eden özgürlükler, bir kadına kadın olduğu için,bir anneye anne olduğu için duyulan saygı...Mesela: bu şehr-i Stockholm'de eğer anneysen, sana her yol Roma:)bu ne demek? Şudur ki: Hiçbir toplu taşıma aracında senden ücret alınmıyor.Elinde bebek arabası varsa ve eğer tramwaya biniyorsan, bebek arabasını taşırken ücreti aramak,vermek olur da annenin bebeğe hakim olmasını engeller, bebeğe zarar gelir sebebiyle senden ücret almıyorlar.Gene bebek arabasıyla çıktığında sana kırmızı yansa dahi,yola adımını attığın anda bütüün arabalar durakalıyor anlaşıp sözleşmiş gibi...Sen de böyle kalakalıyorsun, e hani geçseydiniz şeklinde...




Pretty'nin mekanı: Duty Free! Ne aldın çabuk say: Lancome Hypnose rimellerimi aldım,bitmişti,iyi oldu, 3 yeni koku aldım,3'üne birden ayrı ayrı vuruldum:)Aldıklarımı ayrı post yaparım artık,ay hadi, hepsi birden zorlamayın beni ayol;)





Bu bir saraydı ama ne sarayıydı Pretty bunu hatırlamaz,yaa açıkçası Pretty gidip orda adamların tarihine dikkat buyurmayı falan da pek sallamadı,hani kendi ecdadımın şanlı tarihi süper örnek,doymuşuz bir nevii,bir de bakmayın ben aslında gittiğim yerlerde "Ya bu İsveçliler bize şunu şunu da yapmıştı,İsveç Havayollarına ait bir uçakları sırf  Türkiye'den geldi diye tazikli köpüklü sularla yıkamışlardı" falan şeklindeki iç sesimi bastırıp kendimi mevzuuya kaptırmama derdindeydim kimi zaman:) Bunlar çok mu cahil konuşmaları  bilmiyorum ama,çekmedi bizi aga ne edelim?



Stockholm günlerimiz hep bu güzergahlardaydı, aşşağı yukarı bu civardaydık.Metroda sıra sıra gelen duraklarda herbirini anons eden ablalar olur ya,onları tekrarlıyordum oturduğum yerden,telaffuzlarını yapıyorum falan,böyle bi komik,bi şekilli oluyor,yazıyım da hatırası kalsın,en çok kullandığım şuydu,Nasta Odenplan:))Bizim otelimizin durağı Fridhemsplandı,otelimiz de buydu,en sevdiğim yeri de lobisiydi,bissürü bissürü twit attım ordan...Birgün Duru'yu uyuttum,lobiye indim bir kahve almaya, hava aydınlık hala gecenin 10'u olmuş...Lobide hiç kimse yoktu,o kocaman siyah deri koltuk benim için rezerve edilmişti sanki, oranın kanallarından biri de açık kocaman lcd ekranda,ve bir film, birden kimin yüzü göründü bilin bakalım,Julia Roberts! Ben bu kadını çok seviyorum,hani bazı insanlar vardır sadece yüzlerine bakmak bile umut verir insana,hani herşeyin olabileceği hissi vardır ya,bütün sorunların geçip biteceği hissi bir de...Onların yüzüne baktığınızda bu duyguları hissedersiniz, işte bu yüzden seviyorum bu kadını ve onun gibi böyle temiz gülüşlü olanları...



Kıvrıldım o koltuğun kenarına,bir yanımda Stockholm akıyor,bir yanımda Julia'mın filmi,belki 10 dakika sürdü sürmedi o anlar,film hemencecik bitti,ama 10 dakika benim 5 günlük İsveç tatilinde ruhumun salındığı tek andı,yani tatilde olduğumu hissettiğim,dinlendiğim tek an:)


Böyle insanlar var özgür ruhlu...Ruhlarının salınımı dünyanın salınımıyla gayet orantılı olan,nasıl biliyor musun?Bir yaprağın bir ağaçta salınması gibi,sonra bir dalın da o ağaca uyum sağlaması gibi...O kadar ağırlıksız,ait olduğu ağaca minneti olmayan,salınıyor yani sadece,işi salınmak,o kadar...İşte ben hiç bu tarz insanlardan olmadım...Komik gelecek belki ama bundan önce en son ne zaman hissettim bu duyguyu biliyor musunuz?Trajikomik de diyebiliriz,şöyle ki;

Bir Pazar günüydü,evdeydim,balkona çamaşırları asmıştım,sonra dışarı bakınayım dedim, bizim bahçenin orayı çimlendirmişlerdi,bir de gül ekmişlerdi,böyle çok çok güller birarada anladın?Ama benim gözüm turuncu gibi sarı olanlarda takılıp kalmış,kırmızalara hiç bakmıyordum bile,hem kuşların sesleri,aslında hemen dibinde ötüşüyorlar ama sanki çok uzaklardan geliyormuş gibi...İkindi namazına mütakip kılınacak bir cenaze var herhal...derken...sela başladı...Öyle güzel bir selaydı ki dinlediğim, hocanın sesinde bambaşka bir hissiyat vardı,böyle ağır ağır okuyordu, hani sanki o da içlenmiş ölene,işte onun bir yakını ölmüş sanki:) ben toprağa bakıyordum,o seladan sonra birisi daha toprak olacaktı,toprak olmak hiç o kadar anlamlı olmamıştı...




Dedim bence insan ölecekse bir  Pazar günü ölmeli,en çok havanın "çok güzel" olduğu,ikindi vakti bir Pazar gününe yakışıyormuş meğer ölmek,öyle sakin sakin... İnsanların akabinde işleri güçleri bile olmayacak hayat gailesinden uzak olacaklar ki,hem onlar hem de melekler bile sağlam kafayla ilgilensinler senle anladın;)Ben bunu anlattığımda çok fena anlatıyorum,ablam ağzıma patlatıyor birtane,hiç benden dinlememeli bunu;) tamam tamam,sustum!




Yemek yemenin bizim için bir problem olduğunu kabul ettiğimiz Stockholm günlerinde bir gün karşımıza bu restoran çıktı ki,bunu yemiş olsaydım ben kimseye yediğin içtiğin senin olsun anlat bakalım demezdim , o derece yanii:)Süt danasımıymış neymiş,böyle buharda pişmiş bir et,lokum gibi,günlerden beri doğru düzgün yemek yiyememişiz zaten,bir de ben patates çok severim,hayatımın da en güzel patatesini orda yedim walla,Türk çiftçilerine selam eder ellerinden öperim...




Gördüğüm en güzel yer Skansen idi,hani tüm bu saydığım görsel güzelliklerin yanında muhteviyatında yaşanmışlık da barındıran biryerdi...Bu yüzden Skansen için ayrı bir post hazırlanacak haberini şimdiden veriyim...




Hey gidi bir zamanların şanı büyük Toblerone'u ,neyleyim ki ben artık seni bi desene bana?Sıra sıra dizilmişsin ama tek bir tanen bile gelmez ki artık benim gözüme...İstek buyurana afiyet olsun ne diyim...(Bak bi!)


Oy ben seniii severiiim:))

CRM diye bişi var yani Customer Relationship Management, nası diyor siz  :p Müşteri İlişkileri Yönetimi...Üniversitedeyken bunların seminerlerinden eksik olmazdı bacınız artık ilişiği yok orası ayrı,işte bu pembe market arabası sağlam bir crm örneğidir.Bu market Türkiye'de olsa Pretty ve benzeri Prettygiller işte bu marketi öncelikli olarak tercih ederdi;) 



Velhasılı kelam, gezmek görmek güzel şey...Yeni yerler,yeni hayatlar görmek insana başka türlü kazanılamayacak şeyler kazandırıyor.Mesela bir insan ancak girdiği farklı ortamlar kadar biliyor nerede ne yapacağını...Neyin nasıl oması gerektiğini...O yüzden Pretty kısaca der ki; gezmek güzel şey,budur perde ardından haber;)


Haydi madem, gezin sağlıcakla...


resim x: pretty çok değil sanki biraz deli;)




10 yorum:

zeynep dedi ki...

çok keyifli bir yazıydı:)

"PRETTYCOOL" dedi ki...

o zaman teşekkür ediyim ben;)

resimli günlük dedi ki...

Prettym,ne güzel yazmışsın,kendinden bir sürü şey katarak.Ben de yurtdışı tatili yaptım bu sene.Stockholm'de anlattığın ne varsa bir çok Avrupa şehrinde de aynısı var.Hani yaşam stili,saygı,düzen anlamında.Türkiye'den giden bunları daha çabuk algılıyor tabii,bizde pek bulunmadığı için.Bir de nasıl aç kaldığınızı çok iyi anlıyorum :) Aç aç da olsa gezmek harika bir şey yine de.Gezi detaylarını bekliyorum en kısa zamanda :)
özlem

çokomelike dedi ki...

Süper ya :D ben tabi buraya yorum yapamadım zira bana anlatmış,gezdirmiş kadar oldun geldiğinde :D ama o bahçedeki pozu unutamıyorum ki...

"PRETTYCOOL" dedi ki...

özlemciğimmm teşekkür ederim,hocamızı takip ediyoruz gülüm bu kadar oluyo diyim;)Gezi detaylarını yazmayı ben de çok istiyorum ama hiçbirşey hatırlamıyorum niye öyle:))Skansen'ı sevdim en çok,ordan resimleri ekledikçe aklıma gelir artık ümidediyorum,kız ciciler aldım onları yazıcam daha,heycanla bekle şimdi:))

"PRETTYCOOL" dedi ki...

melikem irmiksiz revanim yüz milyon kere konuşmuş ta olsak buraya yorum bırak olmaz mı,yorum gelmeyince sanıyorum boşa yazıyorum,kimse okumuyo:(bahçedeki poz dediğin hangisi?face'e koyduklarımdan mı?

çokomelike dedi ki...

eveeeet facedeki ;)

mubi dedi ki...

Prettymu cok kiskandim seni;)Aklimda hic yokken canimi cektirdin ,İsvec'i aklima dusurdun.Hicbir zaman cazip gelmemisti aslinda bana ama senin agzindan dinleyince farkli oldu.Devamini sabirsizla bekliyorum.Hii bi de alisveris postunu :)))

mubi dedi ki...

Prettymu cok kiskandim seni;) Aklimda hic yokken aklima dusurdun İsvec'i.Hicbir zaman cazip gelmemisti bana ama senin agzindan dinleyince canim cekti:)Devamini sabirsizlikla bekliyorum.Hii bir de alisveris postunu :)))

çokoprenses dedi ki...

bu kadar güzel,iç açıcı gezi yazısının arasında ölüm mölüm boşver:)

28 Temmuz 2011 Perşembe

Ne Yapıyorsun?Anlat...Güzel mi Oralar?...






8 Temmuz'da ilk defa bu ülke sınırlarından çıktım.Yüzüklerin Efendisi Yüzük Kardeşliğinde hatırlayan var mıdır bilmem, Frodo ve Sam yüzüğü teslim etmek için yola çıkıyorlar,bunların küçükcük masumcuk hobbitcik kasabaları zaten el kadar yer,ama onun bile bi sınırı var nihayetinde,bizimkiler uzaktaki bir tarlanın çitle çevrilmiş sınırına geliyor, Sam dönüp Frodo'ya diyor ki; burası diyor,bu çitin sınırı...benim şimdiye kadar gittiğim en uzak yerdi, bundan öteye hiç gitmedim diyor şimdiye kadar ve ekliyor..."korkuyorum"... sonra Frodo'yla birbirlerine bakıyor ve birlikte bir adım atıyorlar o bilmedikleri,uzaktan da uzak olan yerlere...

Bende bu tarz bişey hiç olmadı,gayet uçağıma atladım Stockholm'de indim,hani duygusal bişeyden bahsediceğimi falan mı zannettiniz hahaha:))





Sonra başladık valiz hazırlığına,beni az çok tanıyan herkes bilir valiz hazırlamaya karşı ne denli "nahoş" duygular beslediğimi!Ben olasılık olayını sevmiyorum,kombinasyon permütasyon falan pek bi daraltır beni,sonra satranç...Çok düşündüğü zaman çok hamle çıkar karşına satrançta, her defasında bu kadar hamlenin peşine düşmek de adı oyun,amaç da eğlenmek olduğunda bendeki gibi bir bünyede kısa yoldan kelebek etkisi yarattığından yok diyorum, buyurun satrancınız ve piyonlarınız,kaleleriniz ve hatta veziriniz toptan sizin olsun,ben tavla pullarımla tam kendime göreyim:)Hayat zaten yeterince büyük bir "probability" dersi kıvamında,(üniversitedeyken,"Allah!Biz şimdi nasıl geçicez bundan diye düşündüğüm tek ders probability idi,en sevdiğim ders tabii ki Calculus, bir de  Electromagnetic Wave Theory vardı, çok havalı telaffuz ediyordu hocamız ihi:) oyun oynamaksa keyif vermedikten sonra çekilecek aktivite değil der, ziyadesiyle iadesini yaparım...

Ya ben nerden geldim buraya? Bak şimdi,havanın nasıl olacağı belli değil,gitmediğin memleket falan ya hani bir de,işte bunun gibi sebepler evden uzakda olmanın geri dönülmezliğiyle birleşince... ben niye seveyim ki valiz hazırlamayı öyle değil mi;)                




Ve İsveç'e indik,havaalanında çok hoş birşey yapmışlar,şehre indiğin gibi ülkenin en ünlü simaları işte ödüllü tenisçisi, sanatçıları, nobelli yazarlarının resimleri karşılıyor sizi,böyle kocaman kocaman,sırayla, ve altlarında "Ülkeme Hoşgeldin" yazıyor.Çok sevimli bir ayrıntı öyle değil mi?Hani gönlüm hemen istedi ki biz de Atatürk Havaalanına yapalım bundan birtane,böyle bir artiz görmektir,böyle bir hoş karşılanmadır falan kitlelerin buna ihtiyacı var neticesinde;)Sonra başladık Stockholm ne yana düşer usta diye taxi bakınmaya...




Çizgi film gibi bir şehir hayal edin...Binalar rengarek,herşey nizamlı intizamlı,kimin ne yapacağı belli,hani Simcity oyanayanlar bilir böyle yapma şehirler vardır ya,içinde gene bi hayat vardır da,bilgisayarı kapatınca anlarsın o hayatın da orda bittiğini ve ancak insani bir kudretle kumanda edildiğini:)Gerçi ben Simcity oynamaya öyle bir kaptırmıştım ki evden dışarı çıktığımda sokakta yürürken herşeyi Simcity'ye benzetiyordum,okul çıkışları,parkta oynayan çocukların sesleri,bir itfaiye arabasının sireni fln,aaa diyordum aynı Simscikler gibi bunlaaar,hem ben de bir Sims'im herhalde bak bi konuşayım: Komansa nana:))Ya ben buraya gene nerden geldim,off:))



İşte Stockholm da biraz Simcity, biraz çizgi film karışımı böyle bi değişik bir şehir.Stockholm'un güzelliği tamamdır,on numara,ama ruhsuz be gülüm,hani ne istiyorsun kapkaçın,tartaklanmanın ihtimal dahilinde olduğu, kadının özgüvensiz, yaşayanların insani haklarından bihaber olduğu güvenden uzak bir şehirde mi yaşamak istiyorsun sorusuna cevabım aslında gene de "yok,yok öyle de değil" ; ama elinde İstanbul gibi full bir örnek olduktan sonra kıstasların öyle ağır basıyor,kıyasın da öyle donanımlı ki,hani muadili yok anlıyor musun,benim kilit noktam buydu...Yoksa Stockholm bir dolu dünya insanı için bir hayat sürmek için de,gezmek eğlenmek için de hayal şehir,rüya şehir,bitti;)




Sonra heryerde bisikletli insanların olduğu bir şehir hayal edin.Bir şehirde bisikletle heryere gidemezsin  normal şartlar altında, yolun genişliği, trafiğin seyri, şehrin yapısı vs. vs. sebepler izin vermez sizin bunu yapmanıza,lakin Stockholm böyle bir şehir işte...Bir bakıyorsunuz sabah sporu için kulağında kulaklıklarıyla koşanlar,bir tarafta kanalda kanolarıyla kürek çekenler,bir tarafta yüzenler ve güneşlenler fln...Tüm imkanlar insanların daha kaliteli bir hayat sürmesi için hazırolda bekliyor,buralarda yaşayanlar da gereğini ivedilikle yapıyor gibi birşey;)





Millet gider gezdiği gördüğü yerleri anlatır,pretty buradan nutuk çekme kıvamında olmasın durumum ama bendeki algı bu tür şeylerde seçicilik yapıyor,yapacak birşey yok.Ne mesela?İnsanların birbirlerine olan saygıları...Yaşama alanları keskin sınırlarla çizilmiş tatmin eden özgürlükler, bir kadına kadın olduğu için,bir anneye anne olduğu için duyulan saygı...Mesela: bu şehr-i Stockholm'de eğer anneysen, sana her yol Roma:)bu ne demek? Şudur ki: Hiçbir toplu taşıma aracında senden ücret alınmıyor.Elinde bebek arabası varsa ve eğer tramwaya biniyorsan, bebek arabasını taşırken ücreti aramak,vermek olur da annenin bebeğe hakim olmasını engeller, bebeğe zarar gelir sebebiyle senden ücret almıyorlar.Gene bebek arabasıyla çıktığında sana kırmızı yansa dahi,yola adımını attığın anda bütüün arabalar durakalıyor anlaşıp sözleşmiş gibi...Sen de böyle kalakalıyorsun, e hani geçseydiniz şeklinde...




Pretty'nin mekanı: Duty Free! Ne aldın çabuk say: Lancome Hypnose rimellerimi aldım,bitmişti,iyi oldu, 3 yeni koku aldım,3'üne birden ayrı ayrı vuruldum:)Aldıklarımı ayrı post yaparım artık,ay hadi, hepsi birden zorlamayın beni ayol;)





Bu bir saraydı ama ne sarayıydı Pretty bunu hatırlamaz,yaa açıkçası Pretty gidip orda adamların tarihine dikkat buyurmayı falan da pek sallamadı,hani kendi ecdadımın şanlı tarihi süper örnek,doymuşuz bir nevii,bir de bakmayın ben aslında gittiğim yerlerde "Ya bu İsveçliler bize şunu şunu da yapmıştı,İsveç Havayollarına ait bir uçakları sırf  Türkiye'den geldi diye tazikli köpüklü sularla yıkamışlardı" falan şeklindeki iç sesimi bastırıp kendimi mevzuuya kaptırmama derdindeydim kimi zaman:) Bunlar çok mu cahil konuşmaları  bilmiyorum ama,çekmedi bizi aga ne edelim?



Stockholm günlerimiz hep bu güzergahlardaydı, aşşağı yukarı bu civardaydık.Metroda sıra sıra gelen duraklarda herbirini anons eden ablalar olur ya,onları tekrarlıyordum oturduğum yerden,telaffuzlarını yapıyorum falan,böyle bi komik,bi şekilli oluyor,yazıyım da hatırası kalsın,en çok kullandığım şuydu,Nasta Odenplan:))Bizim otelimizin durağı Fridhemsplandı,otelimiz de buydu,en sevdiğim yeri de lobisiydi,bissürü bissürü twit attım ordan...Birgün Duru'yu uyuttum,lobiye indim bir kahve almaya, hava aydınlık hala gecenin 10'u olmuş...Lobide hiç kimse yoktu,o kocaman siyah deri koltuk benim için rezerve edilmişti sanki, oranın kanallarından biri de açık kocaman lcd ekranda,ve bir film, birden kimin yüzü göründü bilin bakalım,Julia Roberts! Ben bu kadını çok seviyorum,hani bazı insanlar vardır sadece yüzlerine bakmak bile umut verir insana,hani herşeyin olabileceği hissi vardır ya,bütün sorunların geçip biteceği hissi bir de...Onların yüzüne baktığınızda bu duyguları hissedersiniz, işte bu yüzden seviyorum bu kadını ve onun gibi böyle temiz gülüşlü olanları...



Kıvrıldım o koltuğun kenarına,bir yanımda Stockholm akıyor,bir yanımda Julia'mın filmi,belki 10 dakika sürdü sürmedi o anlar,film hemencecik bitti,ama 10 dakika benim 5 günlük İsveç tatilinde ruhumun salındığı tek andı,yani tatilde olduğumu hissettiğim,dinlendiğim tek an:)


Böyle insanlar var özgür ruhlu...Ruhlarının salınımı dünyanın salınımıyla gayet orantılı olan,nasıl biliyor musun?Bir yaprağın bir ağaçta salınması gibi,sonra bir dalın da o ağaca uyum sağlaması gibi...O kadar ağırlıksız,ait olduğu ağaca minneti olmayan,salınıyor yani sadece,işi salınmak,o kadar...İşte ben hiç bu tarz insanlardan olmadım...Komik gelecek belki ama bundan önce en son ne zaman hissettim bu duyguyu biliyor musunuz?Trajikomik de diyebiliriz,şöyle ki;

Bir Pazar günüydü,evdeydim,balkona çamaşırları asmıştım,sonra dışarı bakınayım dedim, bizim bahçenin orayı çimlendirmişlerdi,bir de gül ekmişlerdi,böyle çok çok güller birarada anladın?Ama benim gözüm turuncu gibi sarı olanlarda takılıp kalmış,kırmızalara hiç bakmıyordum bile,hem kuşların sesleri,aslında hemen dibinde ötüşüyorlar ama sanki çok uzaklardan geliyormuş gibi...İkindi namazına mütakip kılınacak bir cenaze var herhal...derken...sela başladı...Öyle güzel bir selaydı ki dinlediğim, hocanın sesinde bambaşka bir hissiyat vardı,böyle ağır ağır okuyordu, hani sanki o da içlenmiş ölene,işte onun bir yakını ölmüş sanki:) ben toprağa bakıyordum,o seladan sonra birisi daha toprak olacaktı,toprak olmak hiç o kadar anlamlı olmamıştı...




Dedim bence insan ölecekse bir  Pazar günü ölmeli,en çok havanın "çok güzel" olduğu,ikindi vakti bir Pazar gününe yakışıyormuş meğer ölmek,öyle sakin sakin... İnsanların akabinde işleri güçleri bile olmayacak hayat gailesinden uzak olacaklar ki,hem onlar hem de melekler bile sağlam kafayla ilgilensinler senle anladın;)Ben bunu anlattığımda çok fena anlatıyorum,ablam ağzıma patlatıyor birtane,hiç benden dinlememeli bunu;) tamam tamam,sustum!




Yemek yemenin bizim için bir problem olduğunu kabul ettiğimiz Stockholm günlerinde bir gün karşımıza bu restoran çıktı ki,bunu yemiş olsaydım ben kimseye yediğin içtiğin senin olsun anlat bakalım demezdim , o derece yanii:)Süt danasımıymış neymiş,böyle buharda pişmiş bir et,lokum gibi,günlerden beri doğru düzgün yemek yiyememişiz zaten,bir de ben patates çok severim,hayatımın da en güzel patatesini orda yedim walla,Türk çiftçilerine selam eder ellerinden öperim...




Gördüğüm en güzel yer Skansen idi,hani tüm bu saydığım görsel güzelliklerin yanında muhteviyatında yaşanmışlık da barındıran biryerdi...Bu yüzden Skansen için ayrı bir post hazırlanacak haberini şimdiden veriyim...




Hey gidi bir zamanların şanı büyük Toblerone'u ,neyleyim ki ben artık seni bi desene bana?Sıra sıra dizilmişsin ama tek bir tanen bile gelmez ki artık benim gözüme...İstek buyurana afiyet olsun ne diyim...(Bak bi!)


Oy ben seniii severiiim:))

CRM diye bişi var yani Customer Relationship Management, nası diyor siz  :p Müşteri İlişkileri Yönetimi...Üniversitedeyken bunların seminerlerinden eksik olmazdı bacınız artık ilişiği yok orası ayrı,işte bu pembe market arabası sağlam bir crm örneğidir.Bu market Türkiye'de olsa Pretty ve benzeri Prettygiller işte bu marketi öncelikli olarak tercih ederdi;) 



Velhasılı kelam, gezmek görmek güzel şey...Yeni yerler,yeni hayatlar görmek insana başka türlü kazanılamayacak şeyler kazandırıyor.Mesela bir insan ancak girdiği farklı ortamlar kadar biliyor nerede ne yapacağını...Neyin nasıl oması gerektiğini...O yüzden Pretty kısaca der ki; gezmek güzel şey,budur perde ardından haber;)


Haydi madem, gezin sağlıcakla...


resim x: pretty çok değil sanki biraz deli;)




10 yorum:

zeynep dedi ki...

çok keyifli bir yazıydı:)

"PRETTYCOOL" dedi ki...

o zaman teşekkür ediyim ben;)

resimli günlük dedi ki...

Prettym,ne güzel yazmışsın,kendinden bir sürü şey katarak.Ben de yurtdışı tatili yaptım bu sene.Stockholm'de anlattığın ne varsa bir çok Avrupa şehrinde de aynısı var.Hani yaşam stili,saygı,düzen anlamında.Türkiye'den giden bunları daha çabuk algılıyor tabii,bizde pek bulunmadığı için.Bir de nasıl aç kaldığınızı çok iyi anlıyorum :) Aç aç da olsa gezmek harika bir şey yine de.Gezi detaylarını bekliyorum en kısa zamanda :)
özlem

çokomelike dedi ki...

Süper ya :D ben tabi buraya yorum yapamadım zira bana anlatmış,gezdirmiş kadar oldun geldiğinde :D ama o bahçedeki pozu unutamıyorum ki...

"PRETTYCOOL" dedi ki...

özlemciğimmm teşekkür ederim,hocamızı takip ediyoruz gülüm bu kadar oluyo diyim;)Gezi detaylarını yazmayı ben de çok istiyorum ama hiçbirşey hatırlamıyorum niye öyle:))Skansen'ı sevdim en çok,ordan resimleri ekledikçe aklıma gelir artık ümidediyorum,kız ciciler aldım onları yazıcam daha,heycanla bekle şimdi:))

"PRETTYCOOL" dedi ki...

melikem irmiksiz revanim yüz milyon kere konuşmuş ta olsak buraya yorum bırak olmaz mı,yorum gelmeyince sanıyorum boşa yazıyorum,kimse okumuyo:(bahçedeki poz dediğin hangisi?face'e koyduklarımdan mı?

çokomelike dedi ki...

eveeeet facedeki ;)

mubi dedi ki...

Prettymu cok kiskandim seni;)Aklimda hic yokken canimi cektirdin ,İsvec'i aklima dusurdun.Hicbir zaman cazip gelmemisti aslinda bana ama senin agzindan dinleyince farkli oldu.Devamini sabirsizla bekliyorum.Hii bi de alisveris postunu :)))

mubi dedi ki...

Prettymu cok kiskandim seni;) Aklimda hic yokken aklima dusurdun İsvec'i.Hicbir zaman cazip gelmemisti bana ama senin agzindan dinleyince canim cekti:)Devamini sabirsizlikla bekliyorum.Hii bir de alisveris postunu :)))

çokoprenses dedi ki...

bu kadar güzel,iç açıcı gezi yazısının arasında ölüm mölüm boşver:)

 

Blog Template by YummyLolly.com - Header made with PS brushes by gvalkyrie.deviantart.com