En fazla 5 yaşında olabilirim,favorim gene de 4'tür orası ayrı...Çünkü hatırladıklarım, görüntüler oldukça eski, eski evde de olduğumuza göre de en fazla 4 yaşında olabilirim evet 5 değil, biz kocaman kalabalık bir aileydik, bütün amcalarım halam,hiçbirisi evlenmemiş, kimse ölmemiş, kimse taşınmamıştı.Hani bütün Anadolu'dan İstanbul'a göçen ve geçim sıkıntısı yaşayıp birbirine tutunmaya çalışan ailelerin bir durumu vardır ya, birsürü kardeş bir de en büyük erkek abi, sorumluluğun hep onun sırtında olduğu, zaten o aileyi de İstanbul'a getirebilen bir nevi o adamın gözünün pekliği, bileğinin gücü, alınteridir...
Kardeşlerinin okuması için herşeyini satabilecek kıvamda, ana babası okumalarına ne gerek var al yanına inşaatta çalışsınlar derken,hayır bu çocuklar ne pahasına olursa olsun bu üniversiteleri okuyacak diye karşı çıkan,kazanabilmeleri için de 80'li yılların Türkiye'sinde ve o zor şartlar altında kardeşlerini buralardan taa Unkapanı'na dershaneye gönderen,otobüs paralarını bile zorla karşılayabildığı için kendisi 10 km'lik inşaat yolunu yürüyerek gidip gelen,sabah namazıyla yola çıkan,ağır beden işçiliğiyle akşamın 9'unda dönüş yoluna gene kendi bedeniyle çıkan...böyle babayiğit,kimseye eyvallahı olmayan,böyle bir adam işte...
İşte o adam benim babam, ben o babanın kızıyım...
Herkesin bir başedebilme hikayesi vardır,yettiği yetemediği şeyler bir de...Ben bugün hayatımın ilk başedebilme duygusunu hatırladım kendimle ilgili,arkadaşıma anlatırken o ana gittim sanki,tekrar yaşadım yani öyle diyim:)
resim2: burada elinde balıkla, tuttuğu balıktan korkan bir kız çocuğu resmedilmektedir...
Annem o evin bir geliniydi haliyle kimse evlenmediğine göre, yani çok nüfuslu ve erkekli bir ailenin tüm ev işlerinin sırtında olduğu kadın da annemdi benim,bu zorluklar belki bu insanları bu kadar güçlü yapan,bakıyorum da biz en ufak beden gücü isteyen işte yamulurken annem bu yaşında halen dimdik, yorulmuyor,tıkanmıyor,hiç tınlamıyor yani,bizim ana yemeğimiz onun çerezi bir nevi..."Ya anne yaa" desek te arada sıkılınca, annemden öğrenecek hala çok şeyimiz var biliyorum, bu anne ki bugün olmuş, 7 yıllık damadı odaya girdiğinde toplanıp ayağa kalkar...Bunlar yazıldığı kadar kısa geçilecek meseleler değil,üstünde durmalı düşünmeli...
Öyle işte...
İşte bu benim annem çok hastaydı birgün,anlıyorum ben de halinden,çok izlerim ben,7 sinde neyse 70inde de o hesabı,o zamanlarda da izliyormuşum demek ki,susup izliyormuşum,dikkatle izliyormuşum...annemi biraz üzmüşler mi ne öyle hissetmişim, babaannemler, halamlar maaile hep birlikte salonda oturuyoruz, çayı demlemiş annem, keteleri de yapmış (kete:yöresel bir hamur işi) ama öyle hasta ki, yaptıklarından hiçbirini yiyemiyor,içemiyor,servisi yapıp diğer odaya uzanmaya gitmiş...Ev halkı salonda hasbihal olurken ben bir kenarda oturmuş herkesi inceliyorum,konuşmalar gülüşmeler...Herkes çaylarını alıyor,annemin yaptığı mis ketelerinden yiyor,annem yok...4 yaşındayım daha...
Gidip mutfağa önce raftan bir bardak alıyorum sandalyeye çıkıp,herkes bana bakıyor elimde bardakla girince,kızmışım neye neden bilmiyorum çok da,annem yok ya,dünyayı yakabilecek kıvamdayım:)kimsenin yüzüne bakmıyorum ama,elimde bardak demliğe davranıyorum,biz doldururuz diyorlar yok diyorum,bakıyorum olacak gibi değil,taşıyamıyorum demliği,tamam doldur diyorum ve macera başlıyor...
Ocağın üstünden yeni alınmış demlikten çay,ince belli bardağa devirolurken, bir elimde kendim kadar kete,diğer elime de bu çay bardağını alıyorum,biz götürelim diyorlar,yok diyorum,ben götürürüm...
Çocuk elinin derisi de incecik olur ya,hemen yanar hani,düşün bir de çay da kaynar,elim canıma kadar yanıyor bardağı tuttuğum gibi,hiç sesimi çıkarmıyorum...
Alıyorum o bardağı yanan elimle,önce salondan çıkıcam,sonra upuzun bir koridor var geçilecek onu geçicem,en son annemin yattığı oda,ama aklıma koymuşum ya,olacak olacak...İşte tüm o yollar boyunca çok yandı ellerim,ben zorlanıp bardağı salladıkça kaynar çay ellerime döküldü,daha çok yandım,bak bu yaşımda hala aklıma gelir acısı, ne olurdu ki ben ikinci adımımda atsam o bardağı yere?Yerler ıslanırdı,annem o haliyle bir daha temizlemek zorunda kalırdı belki,gerçi ona bırakmazdım ama...belki başkası, ama ben anneme o çayı götüremezdim nihayetinde...Annem onu içip iyi olacaktı,ötesi yok!
Üzülmesin diye canımın acısını yüzüme bile yansıtmadan o çayı teslim ettim,bardağı anne al al diye uzatınca bardağı aldı ve bu nee,nasıl kaynar bu diye yüzüme baktı,elleri yanmıştı,ki ben bu sefer keteyi uzattım,al anne bunu da ye dedim...sonra gidip ilacını getirdim...
Annem o çayı içti,çok beğenmiş öyle demişti,sonra o keteden de yedi,sonra bir de güzel haber veriyim madem...annem iyi oldu,iyileşti...
Bu benim hayattaki ilk başedebilme hikayemdir...
En ufak sıkıntısında derdi diline vuranlardan olamadım ben,konuşmadan gereğini yapanlardan oldum,bu kendim için hiç sağlıklı değil biliyorum ama dilime gelmiyor...benim için sağlıksız,benimle yaşayanlar için sorunsuz bir durum...anlatmayı ben de bilirim,nasıl bir iştahla anlatırım aklın almaz,ama içimin istediği dillendirmek değil,onun içindir ki baş ederim, birşeyi ağzıma almışsam ancak gerçekten çok sıkılmışımdır demek ki...onda da ne gerekirse onu yapanlardanım,az kelamla,sadece gereği...
Sadece kendi insanıma,sadece gerektiği kadar...
Ama Necip Fazıl'ında dediği
gibi...
Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep,ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?
...öyle işte...
6 yorum:
çok güzel bir yazı ders verıcı...
anneler hep boyle benım annemde ne kadar hasta olursa olsun hızmetını eder oyle gıdıp dınlenırdı dıgerlerı oturup onun yaptıklarını yıyıp ıcınce sınır olurdum annem hasta bunlar burda yemek yıyıyor dıye senı anlayabılıyorum aklıma eskı gunler gelerek okudum bu yazıyı eskıyı hatırlattıgın tesekkur ederım
Prettym,canım,nasıl güzel yazmışsın,nasıl güzelmişsin çocukluğunda da.Kimseye anlatacak kadar dertlenme sen bu dünyada.
özlem
gözlerim doldu ama benim...
çok etkilendim, annem geldi aklıma.
Adsız teşekkür ederim,evet anneler böyle hakkaten,onların yanında kendimi sadece bir çocukla ilgilenmeye bile yarım yamalak yetebilen noksan vasıflı biri gibi hissediyorum:)kaç elin kaç kolun var anne diyorum,diyorum...
özlemim amin gülüm,inşallah bitanem çok teşekkür ederim...
birgünlük; ya üf pek bi içli pek bi hissiyatlı oldu di mi,dolduğumuz şeyleri yazarak da çıkarmasak ölürüz herhalde dimi...
ben de çok etkilendim yazınızdan.. nedense annemin yanında gel keyfim gel yaparım da (ki ben istemem o zorlar) çocuğumun yanında köle olur hizmet ederim. annelik böyle bir şey herhalde... yarın anneme kavuşuyorum. Allah tüm anneleri korusun.
Bilgencim teşekkür ederim...ben de çok etkilendim yaşadıklarımdan:)evet,Allah senin anneni ve bütün yürekli anneleri... ve onların yürekli evlatlarını korusun,şefkat yoksa ne var hayatta di mi;)
Yorum Gönder