10 Kasım 2009 Salı

Moulinex Xxl Katı Meyve Presi Artık Benim!


Ne özenirdim şu şekil konuşmalara...

-Biz kışın öyle çok hasta olmuyoruz.Meyvelerimiz de dolapta çürüyüp gitmiyor,baktım evde meyve arttı,atıyorum hemen katı meyve presime,ailecek suyunu içiyoruz,hem meyve hem sebzelerin.Bol bol vitaminlerini alıyoruz,hem daha da dirençli yapıyor insanı...

-Yaaa,ne güzeeeel! (ben)

Ve artık ben de böyle yaya yaya konuşan o artiz abla gibi bir katı meyve presi sahibiyim.Onunkisi Philips'in Xxl'si idi.700 Watt oluyor o,ama benimkisi 1000 Watt,hem de rengi kırmızı!Kırmızı olsun iki kuruş fazla olsun diye düşünürken,mağazadaki satış elemanıyla kurduğumuz güzel diyalog sayesinde bir de bize çalışan indirimi hakkını da kullanınca canım pres geldi mi bize 270 Tl'ye!Diğer tüm özellikleri birbirinin aynısı,çok araştırdım,ama ürün yeni olduğu için bu iki dünya harikasını karşılaştıran bir yazı-yorum bulamadım.Ben riske atarak denedim,ama şükür ki memnun kaldım.Diğer araştıranlar için aradaki tek farkın motor gücü olduğunu söyliyim,siz de benim başta yaşadığım tereddütleri yaşamayın!

Afiyet olsun!Pardon,şifa olsun;)

L'OREAL CASTING Crème Gloss Saç Boyası...

Televizyon reklamlarında çok sevdiğim Penelope Cruz'un yer aldığı! yeni amonyaksız formüllü Crème Gloss saç boyalaları ile L'orealin kahve tonlarına gözümü dikmiş bulunmakta,uygulama içinse doğum sonrasını beklemedeyim.L'orealin tam da bu ürünlerle ilgili yeni reklam kampanyası anneler ve kızlarını başlığı altında;ben burdan; madem anneler ve kızları,kusur kalmamalıyım şeklinde doğum sonrası Duru Hanımla ayna karşısına geçermişim,boyadan bir parmak onun kafasına iki parmak benimkine...Aman mazaallah! İnsanın bazı şeylerden kusur kalması bir "gereklilik"!
Siz benim "duru"msal hayallerimi bir kenara bırakın da,bakın büyümüş anneler ve kızları saçlarını nasıl güzelleştiriyorlar.For more...


06 Kasım 2009 Cuma

E Hali Anne Olmuş!...


Eskiden bilenler için "e hali" yeni güzel adıyla pohpoh perisi sevgili hamile blogger yoldaş arkadaşım Neslicim anne olmuş...Nesliyle doğumumuz aynı günlere denk geliyordu.Yani onun da benimde halen 29 günümüz var,onunki dili geçmiş zaman oldu orası ayrı.Maşallah bebişini bir görseniz,ben de bloğundan gördüm...Allah onlara çok mutlu ve huzurlu bir aile hayatı versin inşallah...Sağlık ve keyif hep onlarla olsun.

Peki pretty sen neler hissediyorsun?Aynı günde doğum yapacağın birisinin bebeğini karşında görünce neler hissettin?

50 tane inanmıyorum,sonra nasıl olur,sonra aaaa diye bağırdıktan sonra ağlayarak "yaa benimkisi de şimdi bu kadar büyük mü?Benim karnımda da bu kadar bişey mi var" dedim...Çok garip ama doğuma kendimi hiç bu kadar yakın hissetmemiştim.Karşımda sağlıklı bir bebek,benimle gündaş bir anne adayı ki şimdi anne,I am a little bit confused?

Böyle ani bir doğum haberi de senden bekleyelim mi ne dersin?

Allah'ın işine karışılmaz da,ben daha işlerimi bitirmedim,hazırlıklarım var,çok hem de.Siz iyisi mi benden hiç böyle bir entry beklemeyin.Usul usul yavaştan gelsin Duru kızım,böyle sağlı sollu,sakin sakin...Bloggerlar size söylüyorum kızım sen anla!

Genel sağlık durumundan ne haber?Vücudunun bu ağırlığından sıkılmadın mı,biran önce kurtulmak istemiyor musun peki pretty?

Ay ne bilmiş bişisin sen ya,aklımda ne sıkıntılı soru varsa onu soruyosun sen de!Sıkıldık herhalde,bayılmıyoruz gece uyuyamamaya,yatakta 50 kere dönmeye,hobit ayaklarla ortalıkta seke seke yürümeye...

Ama ben korkuyorum annem...

Doğumun nasıl bişey olduğunu bilmiyorum,ve bilmediğim daha binlerce şey var akabindeki süreçle ilgili.Bunların hepsi kaygı sebepleri...Anlıyor musun?Yüreğim bazen kuş olup uçacak gibi geliyor...

Ben biraz korkuyorum...

04 Kasım 2009 Çarşamba

"Duygu"sal Kokular...


Canım Beetle'ım beni mimlemiş,konumuz en sevdiğiniz kokular ve size hatırlattıkları.Bence çok güzel bir mim konusu.Uzun zamandan beeri mimlenmediğim için de tekrar anket kıvamına girmek hoşuma gitmedi değil.Mimleri cevaplarken sanki ben ünlüyüm de benimle röportaj yapılıyormuş gibi geliyor:))

Ve işte aklıma gelen sevdiğim kokular ve anlamları...Gerçi hamileliğimin son ayında bu konuda söyleyebilecek çok şeyim var ama ben kısmaya çalışıcam,son günlerde mazot kokusunun geldiği tarafa mı gitmedim,boya yapan boyacılarla mı takılmadım,koçtaştan kireç mi almadım,çocuk soruyor ki ne için,eşim diyor ki genel tadilat işlerinde,ve ikimizde dilimizi ısırıyoruz gülmemek için...vernik cila yapan dükkan vitrinlerinde fazladan 5-10 dakka mı takılmadım,aman aman tam sopalığım,çok kötü bir örneğim.Son bişey daha söyliyim de içimde kalmasın,en son tebeşir yedim biliyo musunuz:OOO gene canım çekti offf!

1.Eşimin ellerinin tütün kokusu:Onu ilk tanıdığım zamanlarda daha doğrusu işte beraberliğimizin ilk günlerinde akşam eve geliyorum,ellerimde bir koku.Onu o kadar çok özlüyordum ki o akşam ayrılıklarında,ellerimi koklaya koklaya uyuyordum.Ne olduğunu da anlamıyordum daha önceden sigara içmediğim için.Meğer o tütün kokusuymuş.Velhasıl onun ellerindeki tütün kokusu benim için aşkın kokusudur,bilmem anlatabiliyo muyum,ay utandım:))


2.Kış kokusu:Hani rüzgar eser,rüzgar kış kokar,içinize çekersiniz,o aslında soba yanan evlerin bacasından gelen kömür dumanı kokusudur.İşte bu kış kokusunda sokakta yalnız yürümek nedense bana herşeyden çok özgürlüğü hatırlatıyor.Ne alaka dediğinizi duyar gibiyim.O kokunun çıktığı evde olmak huzur,o evin dışı özgürlük demek...Çok seviyorum çok!Hani birgün heryerde doğalgaz olur da kömürlü sobalar kalmaz diye ödüm patlıyor:)


3.Poğaça kokusu:Küçükken yani ben ilkokuldayken bir apartmanın 5. katında otururduk.Okuldan eve döner apartmanın kapısını açardım,bir poğaça kokusu gelirdi.Gözlerim yuvalarından çıkacak gibi olurdu,acaba derdim kimden.Ya bizden değilse diye başlardım usul usul merdivenlerden çıkmaya ve katları koklamaya,1. kat koku kesilmedi devam ediyor,2. kat:kesilmedi tam gaz devam...4. kat:gene kesilmedi ve 5. kat...Koku bizim evimizden geliyor,şimdi kapıyı çalıyorum,kapıyı bütün kadınlardan daha hamarat olan annecim açıyor...Evde sizi bekleyen biri olması,kapıyı açması ve sizi bekleyen o sıcak poğaça kokusu,sanırım bu dünyanın en güzel kokusuydu...


4.Emporio Armani She:Bu benim hayatımda aldığım ilk orjinal parfümdü,üniversite 1. sınıftaydım sanıyorum,banyomu yapar,set halinde aldığım kokunun kreminden sürer,sonra tek fıs parfümden önce yastığıma sonra üstüme sıkardım,ve sanırım dünyanın en güzel uykularını işte o zamanlarda uyurdum...Hayat o kadar heyecan dolu,ertesi gün beni bekleyen o kadar çok güzel şey vardı ki,bütün bunlar işte o metal gri şişenin içindeki kokuyla yoğrulur,üniversite hayatımın tazeliğini çekerdim içime...her fısında... üniversite günlerini ne çok özledim,ne çok...

ben kopmadan,kaçıım buralardan...

ps:mimi isteyen herkes cevaplayabilir...

Bu Just-Makeup İnsanı Yoldan Çıkarır...


Sessiz sakin koltuğumda oturmuş tv izliyordum, kucağımda laptopım,bakınıyorum bir yandan da bloglara.Sonra just makeup bir enrty giriyor, bir fırsattan bahsediyor; sonra ben durduk yere hiç aklımda yokken,daha önce de ysl'nin bu rujlarını görmüş,pek önemsememişken,birden soluğu strawberryde alıyorum.Rujlar just makeupın klavyesinden dökülen cümlelerle birlikte değere biniyor,anlam kazanıyor,ve sanki son 2-3 tane kalmış gibi ben birden nette renklerini araştırmaya başlıyorum bir telaşla,Allah'ım hemen almalıyım bitmeden triplerinde:)

Böyle insanlar var hayatta.İşi biliyorlar,güven veriyorlar,hani o yeterki bir "git" desin sen gitmeye hevesleniyorsun:)Eğer sizin de makyaja merakınız var,işin derinine inmek,mevzuyu bir ordinariustan dinler gibi dinlemek istiyorsanız "Just-makeup"ı takip edin derim,muhakkak ki karlı çıkarsınız...

Ben rujlardan ödüllü olan No:10 ve No:15(mercan rengini) aldım.Tüm renkleri için buraya da bakabilir,daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.Hadi biraz kendimizi şımartalım.Sırf kabı kutusuna bile hayran kalır insan öyle değil mi;)

03 Kasım 2009 Salı

Flormar Supershine Serisi ve Ürün Yorumlarım...


Böyle bir kutu kapımı çaldı,içeri aldım buyur ettim hevesle, içinden bunlar çıktı...


Hımm dedim pek bir şıksınız,görüntünüz de ayrıca bir havalı,bir de içinizi açalım bakalım,içiniz de dışınız kadar güzel mi?


Şimdi; gelen ürünleri sayıyorum.

1.Perfect Coverage Foundation No:103 Creamy beige:8 koruma faktörlü olan ürünün 12 saate kadar kalıcılığı mevcut.Rengi tenime açık geldi ama yapısı ve kıvamı için kesinlikle perfect bir coverage dan bahsedebiliriz.Hamilelik lekelerimi bile maksimum ölçüde kapattı,cildim tamamen pürüzsüz bir bebek cildi kıvamında.İlk iş olarak gidip kendi cilt tonumdaki rengi alınacak!

2. Supershine Ruj No:502 Bu senenin modası olan ateş kırmızısı ile narçiçeği arasında bir renk desem,böyle incecik yapısıyla hem nemlendiren hem de pürüzsüz bir görüntü veren kıvamı var desem,anlatabilir miyim acaba?


İşte en çok beğendiğim ürünü de bu oldu,zaten likit fırçalı parlatıcıları çok seviyorum,bir de üstüne bu pudra pembesi tonu yüzümdeki fondötenle birleşince tam bir "baby face" oldum çıktım.Diğer renklerini de merak ettim,yapısı gene ince, gene hafif,yağlanma hissi bırakmıyor.


Ve ojesi No:18.Şöyle söyliyim,cam şişenin içinde görünen koyu renk fırçadan tırnağınıza değdiği anda yumuşuyor,çok kısa bir sürede kuruyor,birkaç saniye desem yeridir,renginin açılma sebebi de gene yapıdaki incelik.Anladığım kadarıyla flormar ağır ve kalın yapılı kozmetikten uzak duruyor bu seri ile.Denediğim tüm ürünlerde çok ferah bir incelik var,bu ürünlerin hem daha parlak (adı üstünde)hem de daha kullanışlı olmasını sağlıyor.Cildinizde bir ağırlık hissi bırakmıyor.

Ben öncelikle Flormar ailesine,onların nezdinde de Flormar marka müdürü Sayın Elif Karayiğit'e teşekkür ediyorum.Yerli bir marka olan Flormar ile bu ürünler sayesinde ayrıca gurur duyduğumu belirtmek istiyorum.Teşekkürler Flormar!

30 Ekim 2009 Cuma

Erkekler Neden?







Çok hamileyim,hamile işte!Yemek yaptım,işten geldim,yoruldum,zaten yorgundum,yemeği fırına verdim sadece piştiği zaman masaya getirilecek...Artık mutfaktan çıkıp normal insanlar gibi oturmak istiyorum...Geriye kalan tek şey yemeğin masaya ge-ti-ril-me-si...

Ama benim eşim yemeğin pişip pişmediğini bile bana soruyor,mutfaktan bağırıyor "pişti mi bu" diye,"gel bir baksana"...

Ya off:(

ps:bu cinsin bir de "mutfakta iş görebilen hatta yemek bile yapabilen" çeşidinin olduğunu bilmek beni daha da buhranlıyor...He bir de artık sinirlenince,o da hormondan biliniyor ya,neye yanacağımı şaşıyorum.

ps2:resimlerden 1.si bizim için,2. ve 3. bu tarz erkeklerin olduğunu bildiğim gördüğüm için,4. ve 5. de böyle bir mutfak görüntüsünün benim için nasıl büyük bir hayal olduğunu kesin olarak idrak edebilmem için...

ps3:koca yazıyı okuduktan sonra süt dökmüş kedi kıvamında çok masum bir hal aldı,içim gitti,bu şarkı onun için geliyor...

Canım kocacım,evimin direği,iki gözümün nuru...gerçekten mutfak maceraların başta olmak üzere... BENZEMEZ KİMSE SANA;)

Zuhal Olcay ve Selçuk Yöntem


Sanki iki insan bu kadar uyumlu olabilir bu dünyada,sanki iki insan bu kadar birbirini tamamlayabilir, ikisinde de acayip belirgin bir asalet, olgunluk, (saraydan çıkmalar gibi konuşuyorum farkındayım),zerafet var...Ben sonradan öğrendim meğer Selçuk Yöntem bizim Zuhal ablamızın ilk eşiymiş.Çok yakıştırdığım takdir ettiğim iki insanın da birbirlerini takdir edip evlenmiş olmaları, yani birbirlerini seçmiş olmaları beni çok şaşırttı,böyle bir garip oldum:))Sanki ben evlendirdim onları...Ama ben ayırmadııım:((

Neyi anlamıyorum biliyor musunuz?Beraber yaşamaya başladıktan,aynı çatı altına girdikten sonra ne oluyor?Bu kadar pamuk karakterli iki insan ne oluyor da anlaşamıyor,karakter neden ağır basıyor...


Sizce de bu ikili bir tamlama gibi durmuyor mu,?Ben o ayrılığı tamamen evlendiklerinde çok küçük yaşta olmalarına bağlıyorum.Zuhalcim 19 Selçukcum 22 yaşındaymış...Ve Selçuk Yöntem evli mi bilmiyorum ama birbirlerini şimdiki akıllarıyla sevseler,havai fişkeler patlar,evlerinin bacalarından dünyaya çook güzel bir mutluluk tüte tüte yayılır gibi hissediyorum.Hadi tam türk usülü bir hevesle Selçuk Yöntemle Zuhal Olcayı evlendirelim,onlar evlensin ben koca ağız gülümseyerek muradıma ermiş bir psikolojiyle onların düğün görüntülerini izliyim.

Olur mu?

27 Ekim 2009 Salı

Kanal-i-zasyon


Aman aman,hani olur da fragmanı falan hoşunuza gider,herşeyi eleştiren Okan'ın birşekilde iyi bir iş çıkaracağını düşünürsünüz,sonra merak eder şu filmi bi göriim diye yerinizden doğrulursunuz,sakın! diyorum...Oturun oturduğunuz yerde:)Çok kötüydü,öyle böyle değil,acayip kötüydü...

16 Ekim 2009 Cuma

Yağmur ve Huzur...




Dışarda yağmur var, rüzgarla bulut arkadaş olmuş
Haberim yok,haberim yok
Kim… Kim… Kimse bana hiç birşey söylemedi ki bileyim

Acele yaşanan o aşklara
Ve de acele yağan o yağmura
Benim soracak bir sorum var

Denize açılan bir yelkene
Kapılıp gidenin vay haline
Onu bana getirin hadi yağmurlar

Deniz Seki'nin bu şarkısını çok seviyorum,ne zaman bir rüzgar teğet geçse beni ya da yağmuru izlesem bir cam kenarında,bir arabanın silecek sesiyle beraber koşuşturan insanları izlesem hep bu şarkı gelir aklıma,usul usul başlarım söylemeye,bugün de söyledim...yağmurda arabayı kullanmayı çok severim,yağmur yağarken o arabada yalnız olmayı da çok severim,huy mu değiştiriyorum ne yapıyorum,yalnızlıktan nefret eden ben,yağmur veya kar yağarken kimseyi istemez oldum yanımda...

yağmur...çok güzel yağıyorsun...

 
template by suckmylolly.com flower brushes by gvalkyrie.deviantart.com